🦕 Trabzon Yöresi Türküleri Ve Hikayeleri
y2bkbl. Karadeniz türküleri haberleri ilk sayfaArama Sonuçları KÜLTÜR-SANAT2699 Gün 8 Saat 40 dk. önce yayınlandı 1
Zülküf Kar Elazığ’da yaşayan bir delikanlıdır. 1968 yılının Şubat ayında Elazığ’da bulundan Yemeniciler Çarşısında gece bekçilerinden biri tarafından sırtından vurularak öldürülmüştür. Zülküf evin tek oğludur. Okumayı söktükten sonra okulu bırakmış ve Elazığ’ın bazı eğlence mekanlarında takılmaya başlamıştır. Babası ve annesi henüz o gençlik yıllarının başında vefat ederek onu yalnız bırakmıştır. Zülküf çocukluğundan itibaren korkusuz, mert ve dürüst olarak tanınır çevresi tarafından. Herkes ondan çekinir, en ufak bir tartışmada karşısındakini korkutmayı bir şekilde başarır genç delikanlı. Takıldığı eğlence mekanları ve gazinolarda yaşadığı kavgalardaki cesareti ve mertliğini herkes bilir. Bu yüzden ona kabadayı der tüm arkadaşları ve tanıyanlar. Sorunu olanlara kendi usulü ile yardim eder. Bunun karşılığında da eğlence dünyasının bazı yetkilileri bazen isteyerek bazen de istemeyerek kendisini maddi olarak beslemeye başlarlar. Bir zaman sonra Ankara’da ve bazı diğer illerde de eğlence sektörünün bazı alanlarına gider ve oralarda da arkadaşlar edinir. Artık belli çevrelerden bir nevi haraç alabilen, bazı eğlence yerlerine direkt olarak hükmedebilen ve epeyce maddi olanaklara kavuşan bir kişi olur. Mahallesinde ve yörede fakir ve ihtiyaç sahiplerine maddi yardımlarda dunu-kömürü olmayanların kışlık yakacaklarını alır. Kabadayıdır ama kesinlikle çok dürüst, güvenilir ve namuslu bir insandır. Bir keresinde Ankara’da bir gazinoda eğlenirken çıkan kavgada iki kişi ölür ve kendisi de on beş yerinden yaralanır. Fakat tedavi olduktan sonra iyileşir ve tekrar Elazığ’a döner. Bu arada Elazığ’ın eski Gölcük Sinemasının karşısında KEBAN Taksi adında bir taksi durağı açarak onu çalıştırmaya başlar. Beş sene civarında bu taksi durağını işletir. Yığıki’nin bahçelerinde bazen klarnetçi Mevlüt Canaydın ve benzeri bazı mahalli müzisyenlerle sofralar kurup meşkler de yaparlarmış. Genellikle tek basına gezermiş. Mecbur kalmadıkça silah taşımaz ve kullanmazmış. Gazino aleminde ve eğlence sektöründe yasadığı olaylarda çok karsı karşıya gelmiş olacak ki, zabıta ile arası pek iyi değilmiş. Ağa, bey ve devlet yöneticileri ile herhangi bir samimiyet kurarak islerini yürütme yoluna pek girmezmiş. 1968 yılına geldiğinde Erzurum’dan akrabaları olan bir bayanla nişanlanmış. Bir gece bir sataşma yüzünden bir kavgaya karışır. Gece saat civanında asayiş yetkilileri kendisini sorgulamak istemiş. Fakat cesur ve gözü pek Zülküf’e fazla yaklaşmamışlar. Zülküfse üzerinde silah olduğu için gazinoyu terk edip Elazığ Yemeniciler çarşısına doğru uzaklaşmaya başlamış. Yerde çok kar ve buz varmış. Bir ara ayağı bir buz parçasına takılınca kayıp duşmuş. Arkasından yetişen gece bekçisi Ali Koç, gizlice arkadan beynine ateş ederek öldürmüş. Bu bekçi ise, Zülküf’ün o kış yakacağını alarak yardim ettiği bekçiymiş. Dürüst, namuslu,güvenilir ve başkasının malına ve mülküne tecavüz etmeyen ve fakir ve muhtaçları kollayan Zülküf’ün, bu şekilde nisanlıyken arkasından habersizce beynine sıkılan bir kurşunla daha 34 yasında iken öldürülmesi, kısa zamanda Elazığ’ın her yanında üzüntüye sebep olmuş. Bir nevi Elazığ ayağa kalkmış. Cenazesi Yığıki yeni mezarlığına kaldırılırken binlerce insan eslik etmiş. Bu acıklı son nedeniyle meçhul bestekarlar Zülküf’e ağıtlar yakmaya başlamış. Bu ağıt daha sonra sevilen mahalli sanatçı Sıtkı Demirci tarafından, 1969 yılında bir Elazığ ezgisi olarak plağa okunmuş. Birçok tanınan sanatçı tarafından hala daha seslendirilen bu ağıt yıllardır dinlense de türkünün hikayesini bilinerek dinlendiğinde daha da anlamlı bir hal almaktadır. İnişte yokuşta ata binmezdim Zülküf’üm kurşuna boyun eğmezdim Sol yanımdan değseydi belki ölmezdim Nidem anam nidem kaderim böyle Beynimden vuruldum gel insaf eyle Beynimden vuruldum gel otur ağla Yığıki bağlarının meyvesi değdi Zülküf bir kurşuna boyun eğdi Atılan kurşunlar Zülküf’e değdi Nidem anam nidem kaderim böyle Beynimden vuruldum gel insaf eyle Beynimden vuruldum gel otur ağla Zülküf Türküsünün Sözlerini konu içerisinde inceleyebileceğiniz gibi, sadece sözlerin bulunduğu sayfayı görüntülemek için bağlantıya tıklamanız veya sitede arama yaparak ilgili sözlere ulaşmanız yeterlidir.
Herhangi bir filtre seçin ve sonuçları görmek için Uygula'ya tıklayın Maçka Yolları Taşlı Oy. Maçka Yolları Taşlı, Gel Uyu Kalem Kaşlı. Ne Oldu Sana Yavrum, Böyle Gözlerin Yaşlı. Sayfalar Rastgele Parça Yürü bre yalan dünya sana Konan göçer birgün İnsan bir ekin misali Seni eken biçer birgün Yeryüzünde yeşil yaprak Yeraltında kefen yırtmak Bastığımız kara toprak Boyumuzu aşar birgün Gör yastığa düşer başın Gözlerinde kurur yaşın Belkide bir can yoldaşım Kefenimi biçer birgün Rastgele Parça Listesi
Deniz Üstü Köpürü Hikayesi Şu Ula'nın düğünleri düğündür hani...Erkekler oğlan evinde yiyip içip yan gelirler; kız evinde de eğlence gırla gider. Bağda üzüm toplayan, bahçede sebze çapalayan, tarlada tütün kıran kızlar; düğün günü, güzellik suyuna batıp çıkmış gibi olurlar. Düğünlüklerini giyip, saçlarını tarayan kızlar, huri-melek vurup cümbüş çaldı mı; kendinizi düğünde değil, periler ülkesinde sanırsınız. Kızlar salınır da, meydan kız yüzden, Datça'lı Durmuş Senin çocuk kara-mara ama, hayli şirin yahu! diyenlere, göğsünü gere gere şu karşılığı verir-Eee, ne olsa O'nun anası Ula'lıdır...Demesi o ki Datça'lı Durmuş'un; Ula'nın havası-suyu, güzellikılıcasından daha etkilidir. Bundan olacak, ULA köylüklerinin köylüleri oğullarını ortaokulda okusun diye, kızlarını yorgan -dikiş öğrensin diye Ula'ya yollamanın yolunu Osman, dayısıoğlu Nasuh Çavuş'un gelin almasında Ula'ya geldi. Alay, koca Marçal dağlarını aşıp Ula'ya geldiğinde, kız evinde çalgı-çengi sürüp gidiyordu. İlçenin genç kızları halka olmuş; > oyununu hayat avlu kapısının yanındaki duvarın üstüne dikilip, oynayan kızlara bir göz gezdirdi. Gözleri bir kızın üzerinde mıhlandı kaldı. Hay bakmaz olaydı! Osman'ın gönlü ırmak olup, Balcıların kızı Gülayşe'ye olanca gücüyle asıldığı halde, bakışlarını Gülayşe'den koparamıyordu. Sanki herkes Osman"ın kime, hangi duyguyla baktığını seziyordu. Osman ne gözlerine söz geçirebiliyordu, ne de gönlüne... Artık gönlüne kendi beyni değil; Gülayşe ile ona bakmış, gülümsemiş miydi, ne!Osman, gelin alayıyle birlikte Çaydere'ye dönerken; > dediği zaman, yanındaki Çiftçilerin Mehmet; > demekten kendini günden öte Osman, ULA düğünlerinin çağrılmayan konuğu olmuştu. Çizmelerini parlatıp atına atlıyor, soluğu Ula'da alıyordu. Marçal dağlarında, Kabaca Pıynar'ın dibindeki yatıra mum adayıp, Gülayşe'ye kavuşmak için dua etmeyi düğünlerde Gülayşe'yi görmüyordu. Ama bir de gördü mü, içinin tüm denizleri böyle bir düğünde, Gülayşe'ye > diyecek cesareti toplayabilmek için, birkaç şişe rakıyı su gibi içti. Neydi o öyle? Ayşe mi dönüyordu, dünya mı?Derken biri ilişti koluna-Gel be dost, dedi, >Çaydere'li Osman, kendini Ula'lı gençlerin sofra kurdukları hasırın üstünde buldu. Herkes dostça bakıyordu kendisine. Merhabalaştıktan sonra, bir kadeh sundular ona Bekir'lerin Selver, bağlamasını düzenleyip, telleri üzerinde, telleri gezdirirken sordu -Merakımı bağışla Osman arkadaş UIa düğünlerini kaçırmayışının nedeni ne ola ki?O güne dek bağlamayı eline bile almamış olan Çaydere'li Osman, birden irkildi. Yeniden doğmuş gibi oldu. Selver'in elinden bağlamayı aldı. O gün çalıp çığırdığı, sevilen bir Ula türküsü olarak günümüze kaldı. Kuşkusuz yarına da kalacak Deniz üstü köpürü, ah yarim, lilay lilalay Iom Kayığa da binsem götürür ah yarim ahBenim de buraya geldiğim ah yarim lilalay lilalay lom Bir güzelden ötürü ah yarim ahKarıncanın katarı ah yarim lilalay lilalay lom Yüreğime değdi batarı ah yarim ahBenim de buraya geldiğim ah yarim lilalay lilalay lom Bir güzelin hatırı ah yarim ahKaynakAhmet GündayBağlama MetoduNotaları ile Halk Türkülerive Türkü Hikayeleri Nisan 1977
trabzon yöresi türküleri ve hikayeleri