🐕🦺 Bir Çiçek Çizdim Bu Akşam Avucuma
Nasılbir filmmiş başına bakalım dememizle, sonuna kadar izlememiz bir oldu. Öyle etkileyiciydi ki film anlatamam. Şiir, yaşam, ölüm, acı, virgül üzerine ironi yüklü çarpıcı bir filmdi. Pek bu tarz filmler izlemeyiz aslında Öyküyle ama dedim ya filmin başını izlememizle birlikte ikimizi de içine aldı.
Bir elimde tabanca Bütün dualarım delik deşik * MÜSVEDDELER. Anlatarak bitiriyorum hayatımı Bilmiyorum başka nasıl bitirilir bir hayat. Bir çiçek çizdim bu akşam avucuma, İsmini her şey koydum. Simli ojeler sürdüm yalnızlıktan sıkıldığımdan, Müsveddesi gibi şimdi tırnaklarım, Yıldızlı bir gecenin
Bu kış bir çınarı uğurladık. “Anlatarak bitiriyorum hayatımı/ Bilmiyorum başka nasıl bitirilir bir hayat / Bir çiçek çizdim bu akşam avucuma/ İsmini her şey koydum/ Simli
bugulucamlara resmİnİ cİzdİm bu gece damla olup avucuma dokulduler.her damlayi sen dİye optum ama hasretİnİ dİndİremedİler. her askin gÖkyÜzÜnde bİr melegİ varmiŞ. yeryÜzÜnde bİten her ask İcİn gÖkyÜzÜnde bİr melek aglarmis. bİzİm melegİmİz hİc aglamasin askim.
ÇiçekFilmi Hikayesi ve Oyuncuları. Çiçek (Nisa Melis Telli), doğduğu ilk gün öz annesi İlknur'dan (Sedef Avcı ) öz babası Rıfat'ın (Emir Benderlioğlu) zorlamaları sonucu ayrılmak zorunda kalmıştır. Hiçbir şeyden habersiz geçen seneler Çiçek'e yeni bir aile kazandırsa da doğduğu o ilk gün gibi yine yılbaşında
Edirne kırmızısı, bilimsel olarak kanıtlanmış ve tarihte yerini almış. Edirne’ye özgü bir ayçiçeği olmalı bu. Kırmızı ayçiçeğini özellikle bahçemize diktik. Diğer ayçiçekleri bir hafta çiçek açarken kırmızı ayçiçeği 15-20 gündür kırmızılığını muhafaza ediyor. Amacımız ayçiçeğinin süs bitkisi
Bir anda birbirimize sarılıverdik, vahşice öpüşmeye başladık. Sımsıkı kucaklamıştı beni, altı çıplak vaziyette, sertleşmiş erkekliği ince etekliğimin arasından kasıklarıma batıyordu. Dakikalarca öpüştük. Dili dudaklarımı okşuyor, nefes almak için açılan ağzımdan içeriye sokup dilimle buluşuyor, beni
Bu akşam hayalin canlandı gözlerimde ışık oluyorsun bana karanlık gecelerimde yıllanmış şarap gibi yanıyorsun içimde bu akşam seni ölesiye özledimbu akşam seni görmek istiyor gözlerimsıcak ellerini tutmak istiyor ellerimsevginle dolup taşmak istiyor kalbimbu akşam seni ölesiye özledimbu akşam seni senden son defa istiyorumdayanacak gücüm kalmadı
Bu akşam @pariltidernegi yararına sahnelenen Hababam Sınıfı ile ilk kez tiyatro sahnesine çıktım. Genç kardeşlerimize ışık olmak için oynadık; bana da edebiyat öğretmeni rolü düştü. Alınan her bilet onların eğitimine katkı sağladı. Destek veren ve bu gece bizimle olan herkese teşekkürler! DETAYLAR HİKAYELERDE!
O1zDdO. Edebiyat dünyasının en çok anne kokan şiirleriyle bilinen şairi Didem Madak'ı sevenleri her yıl anmaya devam ediyor. Onun yazdığı şiirlerde; anne sıcaklığı, kardeş özlemi ve aile içinde tadacak ne varsa aramak mümkün. Pulbiber Mahallesi'nin en güzel kadını, Füsun'un annesi, Ah'lar Ağacı'nın salıncağı ve Grapon Kağıtları'nın en sevimli kuşu... Didem Madak kendi özelini paylaştığı şiirlerinde hayatımızda dikkat etmediğimiz en küçük ayrıntıları ve nesneleri o kadar güzel kaleme almış ki, dünyanın toz şeker ile kaplı olması ancak onun hayali olabilirdi... Didem Madak'ın mezarı nerede? Peki Didem Madak kimdir? İşte Didem Madak'ın hayat hikayesi.. "Herkes çıkarsın kalbini O çirkin mücevher sandığından Ve herkes onu birbirine fırlatsın tanrım" Didem Madak kimdir? Edebiyatın gülen yüzü Didem Madak, 8 Nisan 1970 yılında İzmir'de dünyaya geldi. Madak'ın anne ve babasının mütevazi bir hayatları vardı, ikisi de öğretmendi. Çok güzel bir çocukluk geçiren Didem Madak 6 yaşına geldiğinde hayatını paylaşacağı ve çok güzel bir arkadaşlık yaşayacağı kız kardeşi Işıl dünyaya geldi. Didem Madak ilerleyen dönemlerde şiirlerinde "uzun siyah saçlı kız" kız olarak kız kardeşi Işıl'dan bahsedecekti. “Işıl çocuktu o zaman, ben de öyle, Mevsim kesin yazdı, karpuzdan feneriyle, Hani her çocuğu başka bir çocuğa yaklaştıran bir şarkı vardır ya, Kıyıya yanaşan bir gemi gibi.” Didem Madak'ın çocukluk yılları babasının farklı bir şehire tayini çıkmasıyla fırtınalı bir hal alır. 12 Eylül döneminde babası, öğretmenlik yaptığı okulda okul müdürü ile tartışır. Okul Müdürü'nün etkisiyle babasının tayini Uşak'a çıkar. Annesi Füsun Hanım da tayin ister fakat gerçekleşmez. Füsun Hanım eşinden ayrı, kızlarıyla birlikte Burdur'da kalmaya devam eder. Didem Madak'ın çocukluğu 12 Eylül döneminde yaşananlar, siyasi olaylar, ortadan bir anda kaybolan ya da işkencede ölen insanlar Füsun Hanım'ı çok korkuttu. Böyle bir dönemde yalnız kalan Füsun Hanım, kızlarının yanında ne kadar cesur durmaya çalışsa da korkusunu belli ediyor, kızlarıyla birlikte rahat uyku uyuyamıyorlardı. Arka bahçelerindeki mısır yapraklarının hışırtısı dahi geceleri uyumalarını engelliyor, korkmalarına neden oluyordu. Füsun Hanım birgün daha fazla dayanamayarak eline bıçağını alıp bu mısırları keser. Didem Madak bahçelerindeki mısırlardan korktuğunu şu dizelerinde defterine yazdı; “Sen bir çocuk romanı annesi ol isterdim. Ölü mısır tarlaları hışırdıyordu Ve kalbimde çıngıraklı yılan sürüleri Diye başlayan bir çocuk romanında.” Didem Madak'ın kanserle ilk tanışması annesinin rahatsızlığı sebebiyle olur. Henüz 38 yaşında olan Füsun Hanım, Didem Madak 13 yaşındayken beyin kanserine yenik düşer. Annesinin vefatıyla birlikte Madak'ın kara günleri başlar... “Ölen her kadın için şiir yazdım. Onları Muc’a evin karşılığında verdim, Çok ucuza. Artık bütün üzgün oluşlarımın adı Anne!” Babasıyla arasına duvar örer Füsun Hanım'ın vefatıyla yıkılan Didem Madak, kısa bir sürede başkasıyla evlenen babasıyla arasına mesafe koymaya başlar. Yaşadıklarını kaleminden esirgemeyen şair, babası için şunu yazar; “O günleri hatırlayınca Edip Cansever’in şu dizesi gelir aklıma Bir azarlamayla ölümü düşünen çocuklar gibi…’ Bir azarlanmayla ölümünü düşünen çocuklar gibi.” Hayatın elini beline koymuş sinirli bir üvey anne gibi bizi azarladığını ve kardeşimle el ele tutuşup hayallerden balkonumuza sığındığımızı hatırlıyorum.” “Babam… Çıkarılmış bir adam bütün fotoğraflardan. Kader neydi sanki o zaman, Masada açık unutulmuş Turuncu kulaklı bir makastan başka…” “Yaşasaydın, hayatının ortasına Güller yığan bir adam olsun isterdim babam.” Didem Madak kız kardeşiyle hem en yakın arkadaş olur hem de ona annelik yapmaya başlar. Birgün Işıl'la sohbet ederken, anneleri Füsun Hanım'ın onlara hiçbir hatıra bırakmamasından yakınır. Madak'ın yakınmalarına kulak veren teyzesi ona, hayatını değiştirecek birkaç hediye verir. Bu hediyelerin ardından Didem Madak şiire adım atar... Teyzesinin verdiği hediyeler içinde; Varlık Dergisi koleksiyonu ve el yazması bir şiir defteri de vardır. Didem Madak'ın evliliği Teyzesinin hediyeleri ile birlikte yaşadıklarını kaleme alan Didem Madak, liseden mezun olduktan sonra Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni kazanır. Annesi Füsun Hanım'ın ardından babasının başkasıyla evlendiğini hazmedemediği için evden ayrılmak için planlar yapar. Üvey anne ve babayla kalmamak için aklına ilginç bir fikir gelir. Üniversiteye başladıktan hemen sonra daha birinci sınıftayken tanıştığı birisiyle gizlice evlenerek okulunu bırakır. “Ardımda kırık bir ayna Üvey anneleri hayatımın. Batsın diye güneşe tempo tutan o kız çocuğu… Evden kaçışımın pembe spor ayakkabıları vardı. Hüzün neydi sanki o zaman Artık kullanılmayan dikiş makinası annemden kalma.” Evden kaçması, erken yaşta evlenmesi ve bir işinin olmamasıyla Didem Madak'ı zor günler bekler. Birçok farklı işte çalışmaya başlar. Şiddetli geçimsizlik ve maddi şartlardan dolayı boşanır. Evlendiği için çok pişman olur. Boşanmanın ardından Madak'ı çok daha zor günler bekler. Geçimini sağlamak için birçok işte çalışmaya başlar. Maddi sorunları bitmek bilmez ve bir bodrum katında yaşamaya başlar. Taşındığı yeni ev için şöyle bir ifade kullanmıştır "Birden yazmaya başladım" Yaşadıklarını, evliliğini, babasını, annesini, uzun kara saçlı kız kardeşi Işıl'ı her şeyi yazmaya başlar. Bodrum katında yaşadıkları için “Rutubete dayanıldığı sürece şiir yazmak için çok iyi yerler” diye bahseder bir söyleşisinde. Didem Madak'ın kaçış öyküsü Bu dönemde çok yalnız kalan Didem Madak arkadaşlarıyla da görüşmez. Kız kardeşi Işıl'a yaşadığı bu dönemleri için; sadece süt ve çikolata yiyerek ayakta durduğunu, hiçbir şeyin istediği gibi olmadığını, hayatından hiç memnun olmadığını ve bıktığını anlatır. Didem Madak'ın sevdiklerinden kaçışı, arkadaşlarıyla görüşmemesi üç yıl sürer. Yakın arkadaşı olan ve Madak'ın şiirlerinde "Maviş Anne" diye bahsettiği Müjde Bilir bir röportajda onun kaçışını şöyle anlatıyor “Didem beni bir akşam aradı ve annesini özlediğini anlattı. Taksiye binip bana gelmesi için ikna ettim. Geldiğinde mahcup ve çekingendi. Anne şefkatine duyduğu özlem derinden belli oluyordu. Çok mutsuzum’ dedi. Ertesi gün buluşmak için sözleştik. Ancak Didem gelmedi. Didem’in evine gittiğimde duvara iliştirilmiş bir not buldum. Sevgili Müjde, Maviş Anne içimden hiçbir şey söylemeden gitmek geldi. Seni seviyorum. Dün gecenin şiiri zaten yazılmıştı, ben sadece kaleme alacağım.’” Müjde Bilir için yazdığı şiirde şöyledir; "İki kendim varmış maviş anne Biri benmişim biri mutsuz Ben ölürsem maviş anne, mutsuz için dünyanın bütün sabahlarına bir bilet al. Ben ölürsem mutsuza iyi bak! " Didem Madak'ın örtünme hikayesi Müjde Bilir'in anlattıklarından sonra Didem Madak üç yıl boyunca herkesten uzaklaşır. Sadece kız kardeşi Işıl'la görüşen Madak onu da sadece ara sıra görerek kaçışını sürdürür. Işıl'la birgün görüşmelerinde karşısına kapanmış olarak çıkar. “Örtündüm ben… Her şeye karşı… Kadın kimliğimden de sıyrıldım. Bu beni rahatlattı.” der. Didem Madak örtündüğü dönemde tasavvufa yönelmiştir. Tasavvufa yönelmesi Madak'ın yarım kalmış üniversite hayatının tamamlamasına destek olur. Kardeşi Işıl Madak’ın bu dönemiyle ilgili “Çok umutsuzdu. Kapanarak bu durumdan bir çıkış yolu bulacağını umdu. Ablam o dönemden inanarak kurtuldu. Yoksa kayıp gidecekti. Hukuk Fakültesi’ni de bu dönemde bitirebildi.” der. Bu durumu da şiirlerinde şöyle anlatıyor şair “Allah benim çaresizliğimdi, artık konuşabileceğim kimsem kalmadığı için konuştuğumdu.” Çok şey yaşadığı bu dönemi “Ah’lar Ağacı” şiiriyle anlatır “Ben acılarımın başını Evcimen telaşlarla okşadım bayım. Bir pardösüm bile oldu içinde kaybolduğum. İnsan kaybolmayı ister mi? Ben işte istedim bayım.” "Grampon Kağıtları" Kız kardeşi Işıl'ı görmeye devam eden Didem Madak birgün Işıl'dan, İnkılap Kitapevi 2000 Şiir Ödülü’ yarışmasını öğrenir. Didem Madak yarışmayla ilgilenmeyince kız kardeşi tüm şiirlerini Madak'tan habersiz İnkılap Kitabevi'ne gönderir. Aradan bir süre zaman geçer, yarışmayla ilgili sonuç gelir. "Grampon Kağıtları" isimli dosya yarışmayı kazanır. Ödül törenine katılmak ve ödülünü almak için İstanbul'a gelen Madak, ödül töreni öncesi örtüsünü çıkarır. Didem Madak bu kararını "kadın kimliğine dönüş" olarak tanımlar. Yarışmanın ardından Madak şair olmaya ve şiir yazmaya daha sıcak bakar. Bu süreçte internet üzerinden tanıştığı bir şair ile görüşmeye başlar. O şairinde aynı zamanda avukat olduğunu öğrenir. Şair olduğu için çok etkilenir ve buluşurlar. İlk günün sonunda birbirlerine şiir yazmayı teklif ederler. Yazdıkları şiirleri ikinci buluşmada okurlar. Didem Madak şu şiiri okur; "Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca Alt katında uyumayı bir ranzanın Üst katında çocukluğum... Kâğıttan gemiler yaptım kalbimden Ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı. Aşk diyorsunuz, Limanı olanın aşkı olmaz ki bayım!" Füsun'a mektup Kazandığı ödülün ardından İstanbul'da yaşamaya karar veren Didem Madak bir süre sonra eşi Timur ile hayatını birleştirir. Eşiyle 3 yıllık evlilik sürecini doldururken, annesinin adını verdiği kızı Füsun'u dünyaya Madak’ın ödül töreni sırasında tanıştığı arkadaşı Şükran Yücel’e gönderdiği e-postadaki metin şöyledir “Canım Kızım Sana mektup yazacağım. Çünkü artık başka bir şey yazamıyorum. Bu konuda pek de dertli değilim doğrusunu istersen. Sen bana belki bugüne kadar yazdığımdan başka türlü bir yazı yazmayı öğretirsin. Kendimi bir sonbahar ağacı gibi hissediyorum. Mutlu bir sonbahar ağacıyım ben. Yere düşen yapraklarımı eğilip topluyorum. Saçıma tutuyorum. Bakın yakışmış mı diye soruyorum. Sonra yaprakları havaya savuruyorum. Ben iki kişilik bir kabilenin me isimli kölesiyim. Çünkü sen acıktığında me diye ağlıyorsun ve bu ismimi seviyorum reis! Canım kızım, cehaletimden şair oldum… Annesizlikten. Sen sakın şair olma!” Annenin kaderi kızına mı geçer? Didem Madak kızı Füsun'u dünyaya getirdikten sonra tekrar şiir yazamaz. Daha sonra tıpkı annesi gibi kanserle mücadele etmeye başlar. 24 Temmuz 2011 tarihinde bu mücadeleyi kaybeder. "Anlatarak bitiriyorum hayatımı Bilmiyorum başka nasıl bitirilir bir hayat. Bir çiçek çizdim bu akşam avucuma, İsmini her şey koydum. Simli ojeler sürdüm yanlızlıktan sıkıldığımdan, Müsveddesi gibi şimdi tırnaklarım, Yıldızlı bir gecenin" Didem Madak'ın mezarı nerede? Didem Madak'ın mezarı Edirnekapı Şehitlik Ve Mezarlığı'ndadır. 24 Temmuz 2011 yılında vefat eden Didem Madak'ın mezarı sevenleri tarafından sürekli ziyaret edilir. Didem Madak şiirleri Çiçekli Şiirler Yazmak İstiyorum Bayım! "Zenciler prensesi olacağım. Hayat işte asıl o zaman başlayacak" Pippi Uzunçorap Çiçekli şiirler yazmama kızıyorsunuz bayım Bilmiyorsunuz darmadağın gövdemi Çiçekli perdelerin arkasında saklıyorum. Karanlıkta oturuyorum, ışıkları yakmıyorum Çalar saat zembereği boşalana kadar çalıyor Acı veren bir sevişmeyi hatırlıyorum. Bir bıçağın gereksiz yere parlaması bu. Yıllardır kendini bulutlarda saklayan İllegal bir yağmurum. Bir yağsam pahalıya mal olacağım. Ben bir bodrum kat kızıyım bayım Yalnızlıktan başka imparator tanımaz bodrumum Bir süredir plastik vazolar gibi hiç kırılmıyorum Fakat korkuyorum. Birazdan da Kırk üç numara ayakkabılarınızla Bahçede oynayan çocukların üstüne basacaksınız Bu iyi olmaz bayım! "gün akşam oldu" diyorum. Ekmek kırıntıları atıyorum kuşlara, Cam kırıkları yiyorlar. Rüyamda bir kâse dolusu suyun içinde Rengârenk yap-boz parçacıkları Anlatmak istiyorum, dinlemiyorsunuz. Hayır, sanırım sabahı bekleyemem. Bilmiyorum. İnsanlar rüyalarını acilen anlatmalı. On dört yaşındaydı ruhum bayım Bir mermer masanın soğukluğunda yaşlandı. Protez bacaklar taktılar ruhuma ince ve beyaz Gıcırdaya gıcırdaya dolaştım şehri. Protez bacaklarıma bile ıslık çaldılar O ara içimde çiçeklerden oluşmuş bir silahsız kuvvet ablukaya alındı Sinemalarda da "orgazm gıcırtıları" oynuyordu. Kaçmaya çalıştım. Olmadı. Bu nedenle, çiçekli şiirler yazmayı ruhum açısından faydalı buluyorum bayım. Neyse işte Ben her filmi hatırlarım Sinemaların hiç bitmeyen gecesine sığındığım çok oldu. "Sofi'nin Tercihini" seyrederken çok ağlamıştım. Öpüşen guramilerle ilgili bir film yapsalar Onu da mutlaka hatırlardım. İnsan içinde çevrilen bir çıkrığın sesini unutur mu? Hem sonra ben hatırlamaya alışkınım Bir "eşya toplayıcısıyım" bayım. Büyük gemiler de yok artık bayım Büyük yelkenler de Büyük kâğıtlar yakmak istiyor şimdi canım. İşte az önce bir karabatak daldı suya Bir süredir kayıp Dünyayı yutmuş olarak çıksa da ortaya Ölüm çok iri bir sözcük değil bayım. Kasımpatları kadar acı kokuyorum biliyorum. Ama siz sobada sucuklu yumurta pişirip yiyen Yoksul bir aşkın güzelliğini bilir misiniz? Bir gül, bir güle derdi ki görse… Yalan söylüyorum Güller bu sıra hiç konuşmuyor bayım. Siz Aşk'tan N'anlarsınız Bayım? Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca Alt katında uyumayı bir ranzanın Üst katında çocukluğum... Kâğıttan gemiler yaptım kalbimden Ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı. Aşk diyorsunuz, limanı olanın aşkı olmaz ki bayım! Allah'la samimi oldum geçen üç yıl boyunca Havı dökülmüş yerlerine yüzümün Büyük bir aşk yamadım Hayır Yüzüme nur inmedi, yüzüm nura indi bayım Gözyaşlarım bitse tesbih tanelerim vardı Tesbih tanelerim bitse gözyaşlarım... Saydım, insanın doksan dokuz tane yalnızlığı vardı. Aşk diyorsunuz ya Ben istemenin Allahını bilirim bayım! Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca Balkona yorgun çamaşırlar asmayı Ki uçlarından çile damlardı. Güneşte nane kurutmayı Ben acılarımın başını Evcimen telaşlarla okşadım bayım. Bir pardösüm bile oldu içinde kaybolduğum. İnsan kaybolmayı ister mi? Ben işte istedim bayım. Uzaklara gittim Uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin Uzaklar seni ister, bak uzaklar da aşktan anlar bayım! Süt içtim acım hafiflesin diye Çikolata yedim bir köşeye çekilip Zehrimi alsın diye Sizin hiç bilmediğiniz, bilmeyeceğiniz İlahiler öğrendim. Siz zehir nedir bilmezsiniz Zehir aşkı bilir oysa bayım! Ben işte miraç gecelerinde Bir peygamberin kanatlarında teselli aradım, Birlikte yere inebileceğim bir dost aradım, Uyuyan ve acılı yüzünde kardeşimin Bir şiir aradım. Geçen üç yıl boyunca Yüzü dövmeli kadınların yüzünde yüzümü aradım. Ülkem olmayan ülkemi Kayboluşumu aradım. Bulmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm. Bir ters bir yüz kazaklar ördüm Haroşa bir hayat bırakmak için. Bırakmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm. Kimi gün öylesine yalnızdım Derdimi annemin fotoğrafına anlattım. Annem Ki beyaz bir kadındır. Ölüsünü şiirle yıkadım. Bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım Öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım. Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca Acının ortasında acısız olmayı, Kalbim ucu kararmış bir tahta kaşık gibiydi bayım. Kendimin ucunu kenar mahallelere taşıdım. Aşk diyorsunuz ya, İşte orda durun bayım Islak unutulmuş bir taş bezi gibi kalakaldım Kendimin ucunda Öyle ıslak, Öyle kötü kokan, Yırtık ve perişan. Siz aşkı ne bilirsiniz bayım Aşkı aşk bilir yalnız! Gecenin Çekmecesi İnsanlar öldüler, hep öldüler, bir gün öldüler Anlaşılmaz! Gecenin çekmecesinde unutuldular sonra Bir inci kolye gibi dağılmış boncukları. Belki bir gün balkona çıkar Blok flütle çocuk şarkıları çalarım ''Dostluğun biz sevgisiyle toplanırız burada'' Sizler, bizler, ne bileyim herkesler... İnsanlara uyanmalarını kim söylüyor füsun kim sabah oldu diyor onlara? Bana artık büyü diyorlar Bütün renkleri mezun etmişler hayatlarından Karanlığa emekli öğretmenler gibi sanki insanlar. Bilirsin işte Füsun gidişinden bu yana Hüzün sektöründe bilfiil yirmi üç sene görev yaptım! İnfaza götürürken bari üstbenlerim Gözüme bir gökkuşağı bağlasalar. Bir gece kalkıp bütün ışıkları yakacağım Füsun şiirime ışıktan bir nokta koyacağım! Ağlayan Kaya Ben şiirin nefer taşı Büyük bir Amerika keşfettim ruhunuzda Ben başarıların Kristof Kolomb’u Ne duruyorsunuz hadi alkışlayın! Cennete gitmek isterdim otostopla, Cinnete kadardı tüm yollar oysa, Tüm hayatı okşamak isterdim kedilerin şahsında Tüm sarı, tüm kara, tüm yumuşak. İlk sevgilimle bir kilisenin bahçesinde buluşurduk. Bir mezarlıkta öpüştük ilk defa, Rengarenk boncuklar saçılmıştı benden her tarafa, Kapkaraydı ama toprak. Binlerce ruhu taciz etmiş bir ilk aşk Tanrım sorarım sana neye yarar? İpek yolunda ipektim o zaman Baharat yolunda baharat. Aşk kırmızı atlastı, Ten Greenwich başlangıç meridyeni Yağmur yağardı, durmadan yağmur Coğrafyadan da anlarım, hadi alkışlayın! Keşke aşk şiiri yazsam Ne güzel, Aktarlara tarçın diye satardım Ticareti de öğrendim bakın, Hadi alkışlayın. Cesaret sanırım bir çeşit esaretti, Iskat edilmekti mirastan Tüm malvarlığını veremli kıza bırakmak Ananın vasiyetini çekirdek külahı olarak kullanmak Korkuyorum ama artık Hadi alkışlayın! Cesaretim bir süredir gözaltında İhzar müzekkeremi kendim yazdım Tehlikeli sayılmam artık. Kalbimin kalın kitabının arasında kuruttum Onu orada Beş parmaklı bir çınar yaprağı gibi unuttum. Kalbim! Şiirimin Hacer’ül esved taşı Hadi ama baylar, Bakın kaldıramıyorum, Yardım edin de şunu yerine koyalım. Hay! Keşke susmanın muhabbet kuşu olaydım. Ters Pinokyo olmak istiyorum Gepetto Usta Kötülüklere boğulup İnsanlıktan çıkmak istiyorum artık! Kafam karışık ama Yetişir! Bir beyaz balinanın karnında uyumak istiyorum artık. Camdan papuçlarım kırık.. Prens de bulamaz beni artık. Hayata söyleyin bundan sonra gitsin Anlamını masallarda arasın Hay! Ben sizin ruhunuza çiçek aşısı yapayım Da çiçekler açsın ruhunuz. Hadi alkışlayın! Biliyorum hala biraz safım. Keşfettim Küçük ruhlarınızdaki büyük Amerika’yı Hadi alkışlayın! BU SİZİN BAŞARINIZ. Işıl’a.... Yine gittin o karanlık odaya Karanlık uykularına. Sen hep gülerdin oysa, gülüverirdin Bir bakardım eğilmiş su içiyor Gamzelerinden kuşlar. Bir bakardım gözlerinde Güneşli ve sıcak iki hurma. Bir bakardım hayata dikleniyor Diktiğin horoz ibikleri saksılarda. Biriciğim, kardeşim ne oldu sana? Karşıyaka vapurunda alıştı dilim en çok acıya Acı çaylar içer ve bakardım karanlık sulara Bir balığın uykusunu düşlerdim Karanlık sularda kaybettiği rüyaları, Sigaramdan kopup giden iki kıvılcım Merak ederdim ne konuşurlar aralarında? Sen beni hep merak ederdin, Sen beni hep yemeğe beklerdin, Seni sıcacık evimizde bulduğumda İki kıvılcım buluşmuş gibi olurdu Balığın karanlık uykusuyla. Bir kesmeşeker koymuş gibi olurdun sanki Dilimin ucuna. Berekettir diye hani geçen hıdrellezde Karınca kumu toplayıp getirmiştin Kimse bereketi öyle getirmedi bana Küçük, küçücük bir torbada Az gerçi cüzdanımda hala kağıtlar, Ama bozuklar harmandalı oynuyor, Zil oluyor parmağımın ucunda, Küçücük insanlar şimdi cüzdanıma her bakışımda Neşeli bir ateşin üstünden atlıyor. Kardeşim, biriciğim, kimse yoksulluğu benim için Böyle sevimli kılmadı şimdiye kadar. Kötü rüyalar görürdüm durmadan Bağırırdı bir yaşlı kadın “Mavi alevlerin ortasına, Bu kırmızı elbise giymiş kadın yakışır.” Sanırım birileri beni yakacak diye tuttururdum sabahları. Ateş iyidir derdin sen, başarıdır, Çok şeyler başaracaksın. Kardeşim, biriciğim sen olmasan, Ablanın kabuslarını kim hayra yorardı? Yine gülsen, gülüversen, Ben böyle saymazdım çarşafımdaki kırmızı gülleri o zaman, Sayıyorum, sayıyorum Hiç bitmiyor güller, sensiz hiç bitmiyor zaman. Çıksan o karanlık uykudan, Kilerde fazla güneşimiz kalmış mı bir baksan. Bütün serotonin geri kalım inhibitörleri birleşseler Geri alamazlar çünkü, hayra yorulmuş bir rüya kadar sevinen hayatı, geri alamazlar bir avuç karınca kumunun huzurunu.
Didem Madak, 'Müsvedde' adlı şiirinde şöyle diyorduAnlatarak bitiriyorum hayatımıBilimiyorum başka nasıl bitirilir bir hayatBir çiçek çizdim bu akşam avucumaİsmini herşey ojeler sürdüm yalnızlıktan gibi şimdi tırnaklarımYıldızlı bir gecenin. Didem Madak 1970'te İzmir'de doğdu. İlk ve orta öğrenimini İzmir'de tamamladı. Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni yaşındaki kızı Füsun'a, eşi Timur'a ve hayat'a erken veda eden Didem Madak, genç kuşağın usta kadın ütüsüz ve buruşuk gezdirmeyi sevdiğinden hiçbir zaman yeterince "düzgün insan" sekreterlik, anketörlük gibi işlerde de çalıştı. En son 8 yıldır İstanbul Eczacılar Odası'nın avukatlığını şiirleri Sombahar ve Ludingirra dergilerinde yayımlanan Didem Madak, Grapon Kağıtlar İnkılap Kitabevi -2000 kitabıyla İnkılap Kitabevi Şiir Ödülü’nü sonra “Ah”lar Ağacı Everest Yayınları-2002 ve Pulbiberi Mahallesi Metis Yayınları-2007 isimli kitapları yayımlanan şair, yaşamın detay görüngülerini, şaşırtıcı imgeler, özgün dil dağarcığı ve derinden gelen bir hüzünle şiirleştirerek edebiyat dünyasında dikkatleri üzerine topladı. Annesini erken yaşta kaybetmiş olmasının yarattığı yaşam sorgulamalarını, şiirlerine de ve toplumsal özgürlük vurgulu şiirlerinde kadının iç dünyasını 25 Temmuz 2011 Pazartesi günü öğle namazının ardından Şişli Camii'nden kaldırılarak Edirnekapı'daki Mısır Tarlası Mezarlığında toprağa Biber Mahallesini TanıyalımMahallemizde devamlı darbuka çalıyorlar Erkes nedense asan'dan amile Düm-tek çocuklar doğuracak kadınlar bahara Burada aşklar fena şehla, şahane aşkları İncesinden sosyeteye bırakıyorlar. Acı yok bizim mahallede sanki hiç olmamış Yalnız şarkılara fazla pulbiber atıyorlar. "Kimbilir" çocuklar doğacak bahara Babası "canı cehenneme" çocuklar Pulbiber taneleri yapışmış dudaklarına Saate bakıyorum düm-tek-düm-tek ilerliyor Pulbiber kavanozunda bir akrep buluyorum kimsesiz Küfrediyor yelkovana Bensiz ne cehenneme gitti bu hayta! Karaköy vapuru bize uğramadan gitmiyor asla Bir elma tıkıp ağzına yolluyoruz, çok bağırmasın maksat Sebepsiz kederlerdeyiz Leman'la Bağırıyoruz esasında sustuğumuzda Düdüğüz biz, düdük, valla billa! İki yaşlı ve iki başlı iki gövel ördek gibi Gölümüzde yüzüyoruz kanımızdan canımızdan Mahalleli pulbiber ekiyor suyumuza Nilüferler gibi açılıyor pulbiber taneleri Güzel ve ağırdılar diyecekler Oysa paytak ve kırmızı kanatlıyız Bizim familya uçar, uçarıdır, uçacağız.. Yanlış da olsa fiiller için çekici bir kadınım Pulbiber Mahallesinin düm-tek tarihinde Acıdan sızlarken burnumuzun direği Morarmış çarşaflarımızı bayrak diye asardık Dokunsalar dağılırdı iyi pişmiş kurabiyeler gibi kalbimiz Kıtırdı ve çıtırdı Nedense iki kuşun ismine benzerdi kalbimiz Biz böyleydik işte, lezzetimiz de böyle.. böyle.. böyle Bu mahalleye ben Cenevizlilerden kalmışım. Bir elli altı santimlik bir kule olarak Ferman tarihinse Göğe doğru uzanan bu beden de bizimdir HABERDidem Madak Uğurlandı >>>
"Az sevme bilmiyorum ben. Çok sevdiğimdendir bu kadar incinmem..." Anne tarafından Tireliydi, hemşerim de ya; 8 Nisan 1970’de, İzmir’de bir şair doğdu dostlar. Öyle böyle bir şair değil hem. Hayatta kaldığı kısa süre içinde Türk şiirine damgasını vuran… Benden 1 buçuk yıl önce; doğduğum topraklarda, memleketimde Türkiye'nin en çok çiçek, anne, evlat ve kardeş sevgisi kokan şairi doğdu dostlar... "Çiçekli şiirler yazmama kızıyorsunuz bayım! Bilmiyorsunuz darmadağın gövdemi. Çiçekli perdelerin arkasında saklıyorum. Karanlıkta oturuyorum, ışıkları yakmıyorum" diyen, çiçekli şiirlerle acıyı yoğuran şair doğdu bir İzmir baharında... Didem Madak, 52 yaşında... ***** “On dört yaşındaydı ruhum bayım, Bir mermer masanın soğukluğunda yaşlandı. Protez bacaklar taktılar ruhuma ince ve beyaz, Gıcırdaya gıcırdaya dolaştım şehri… …Annem işte öyle bir kadındı! Çocuklar gökyüzüne bakar sorardı Aydede orada ne yapıyor anne? Annem öldüğünde aydede içimde, Yüzlük bir ampul gibi parçalandı..." diyerek; bizi de dize dize parçalayan, şiirlerinde daha çok 38 yaşında kaybettiği annesi Fisun'u yazan... Acıyla yoğrulmuş dizelerin şairi... Annesini kaybettiği yıl doğan kızına; sadece bir harf farkla, annesinin ismini verdi. Büyükannesi göremedi Füsun'u. O da doyamadı... 41'indeyken henüz, kendi "Maşallah"ını geçemedi de, Füsun 3 yaşındayken, 2011'de, İstanbul'da bu hayata veda etti... "Pardon diyorum ayağıma bastığında dünya. Saçlarımın ucundan başlıyor artık kırılma. Kelimelerin tadına bakıyorum. Zehrinden korktuğum acı kelimeler yutuyorum yanlışlıkla..." dedikçe acıtan, acıdıkça yazan Didem Madak, 52 yaşında... ***** Şiirleri; yokluğundan beri yorulmaksızın an be an kanat çırpan bir güvercin gibi havalarda, aforizmalarında her buluştuğumuzda... "Anlatarak bitiriyorum hayatımı, Bilmiyorum başka nasıl bitirilir bir hayat. Bir çiçek çizdim bu akşam avucuma, İsmini her şey koydum… Simli ojeler sürdüm yalnızlıktan sıkıldığımdan; Müsveddesi gibi şimdi tırnaklarım, Yıldızlı bir gecenin…" Kim bilir daha neler anlatacaktı ya, dar vakitlere sığdırdı onca şiirini. Kedilerden, muhabbet kuşlarından, çikolatadan, Pulbiber Mahallesi’nden, ahlat ağacından yana boldu lafları oysa... "Kim bir şairi kırsa Şair gider uzun bir dizeyi kırar mesela… Bilirim kim dokunsa şiire Eline bir kıymık saplanacak… Bilirim kırılmış dizeleri tamir etmez zaman Yorgunum oysa..." Genç yaşına rağmen yorulmuştu artık! Bir hastalık geldi, bırakmadı yakasını."Ölüm, çok iri bir sözcük değil bayım" diyerek... Kolon kanserinden öldü Didem Madak... 11 yıldır aramızda değil; yitik bir zamanda, başka bir diyarda belki. Belki bizi bekliyor, tüm şiir yüreklileri... Ruhun şâd olsun Didem MADAK... Huzurla uyu. Anısına ve muhteşem üretimlerine saygıyla...
Edebiyatın çiçekli ve anne kokan şiirlerinin güzel kadın şairi Didem Madak’ şiirleri ve onun için yazılmış 2 kitap ile anıyoruz… Bugün Didem Madak'ın dünyadan göçüşünün 9. yılı... Didem Madak! Zorlu çocukluk yıllarından sonra şair olan, hep anne kokan, çiçekli şiirler yazan, kızı doğduktan şiir yazmayı bırakan, kaderini annesinin suretinden yaşamış bir şair… Evet, kızı doğduktan sonra bırakmıştı şiiri. Kızı için yazıp arkadaşı Şükran Yücel’e postaladığı mektubunda ise şöyle diyordu “Canım Kızım Sana mektup yazacağım. Çünkü artık başka bir şey yazamıyorum. Bu konuda pek de dertli değilim doğrusunu istersen. Sen bana belki bugüne kadar yazdığımdan başka türlü bir yazı yazmayı öğretirsin. Kendimi bir sonbahar ağacı gibi hissediyorum. Mutlu bir sonbahar ağacıyım ben. Yere düşen yapraklarımı eğilip topluyorum. Saçıma tutuyorum. Bakın yakışmış mı diye soruyorum. Sonra yaprakları havaya savuruyorum. Ben iki kişilik bir kabilenin me isimli kölesiyim. Çünkü sen acıktığında me diye ağlıyorsun ve bu ismimi seviyorum reis! Canım kızım, cehaletimden şair oldum… Annesizlikten. Sen sakın şair olma!” Madak, 8 Nisan 1970’te dünyaya geldiği bu hayata, 24 Temmuz 2011’de, tıpkı annesi gibi kansere yakalandıktan sonra veda etti. Onu, 49. Yaşında şiirlerinden seçkiler ve onun üzerine yazılmış 2 kitap ile anıyoruz… ÇİÇEKLİ ŞİİRLER YAZMAK İSTİYORUM BAYIM Çiçekli şiirler yazmama kızıyorsunuz bayım! Bilmiyorsunuz! Darmadağın gövdemi, Çiçekli perdelerin arkasında saklıyorum. Karanlıkta oturuyorum. Işıkları yakmıyorum. Çalar saat zembereği boşalana kadar çalıyor. Acı veren bir sevişmeyi hatırlıyorum. Bir bıçağın gereksiz yere parlaması bu… * ANNEMLE İLGİLİ ŞEYLER Sevgili Anneciğim, Binlerce kez açıldım, binlerce kez kapandım yokluğunda, Kocaman bir dağ lalesi gibi Ve kapkara göbeğini dünyaya fırlatacakmış gibi duran. Şimdi mucizevi bir yerdeyim Muc’ın ucuz evinde Sanki mürekkebi rutubet olan bir kalem Duvarlara hep senin resmini çiziyor di’li geçmiş zamanda birçok resim, Hep gülümsüyorsun, Aklının ortasında mavi bir yıldız varmış gibi… Bu şiirin sonuna bir de şöyle iç yakan bir not düşmüştü Madak Ölen her kadın için bir şiir yazdım. Onları Muc’a evin karşılığında verdim, Çok ucuza. Artık bütün üzgün oluşlarımın adı ANNE! ÇALIKUŞU’NUN Z RAPORU Kedi ve kasımpatı kokuyor bütün sokaklar Dilinin dönmediği duaları sayıklıyor Zeyniler Köyünde Çalıkuşu şimdi artık zaman Yağmur yağıyor durmadan Ağlıyorum kaşarlanmış bir masumiyet olarak Bir çılgının Kedilerin ruhlarımızı okuduğuna inandırmaya çalışan herkesi Bir elimde tabanca Bütün dualarım delik deşik… * MÜSVEDDELER Anlatarak bitiriyorum hayatımı Bilmiyorum başka nasıl bitirilir bir hayat. Bir çiçek çizdim bu akşam avucuma, İsmini her şey koydum. Simli ojeler sürdüm yalnızlıktan sıkıldığımdan, Müsveddesi gibi şimdi tırnaklarım, Yıldızlı bir gecenin… DİDEM MADAK’I OKUMAK Türkiye'nin son yılları, Didem Madak'ın da eserini verdiği bu dönem, hem kadınlar üzerindeki siyasi ve kültürel baskıların giderek arttığı hem de kadınların toplumsal mücadelelerinin farklı bir düzeye yükseldiği yıllar. Tam da bu nedenle bu kitapta bir araya gelen çoğu yazı, Didem Madak'a sadece edebiyat eleştirisinin perspektifinden bakmak yerine, daha geniş, farklı disiplinler tarafından beslenen bir bakış açısını benimseyerek bizlere Türkiye'de kadın olmanın, hem kadın hem şair olmanın de-neyimlerini hatırlatan bir niteliğe sahip… Didem Madak’ı Okumak Kolektif Metis Yay. S. 376 Kitabı satın almak için tıklayınız idefix DİDEM ZAMANI Temizyürek, Didem Zamanı’nda, şairin poetikasına yön veren şairoluş ve kadınoluş’a dair kararlı seçimini anlamayı denerken Svetlana Boym’dan Maurice Blanchot’ya, Gaston Bachelard’dan W. Benjamin’e, Mallarme’den Tsvetaveya’ya birçok yazar, filozof ve şairle konuşarak, tartışarak eleştirel yolculuğunu derinleştiriyor… Didem Zamanı – Didem Madak Şiiri Üzerine Mahmut Temizyürek Edebi Şeyler Yay. S. 60 Kitabı satın almak için tıklayınız idefix * Damla Karakuş Instagram biyografivekitap
bir çiçek çizdim bu akşam avucuma